Bu bir kılıçbalığının öyküsü
Yazılmasa da olurdu
Ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
Uskumrunun arkasından gidiyorduk
Sürünün içinde ben de vardım
Sırtımda bir zıpkın yarası
Mutlu olmasına mutluydum
Nedense gitmiyordu kulağımdan
Bir türlü o "ağ var" sesleri
Denizkızı girmiş düşünceme
Ben iflah olmam
Dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
Dolanınca ağa çok geçmeden küserim
Bir çocuk bile çeker sandala beni
Bu kadar ağır olmasam
Beni böyle koşturan yaşama sevinci
Kanal boyunca bir o yana bir bu yana
Siz yok musunuz siz derya kuzuları
Kestim kılıcımla karanlığını dibin
Yakamoz içinde bıraktım suları
Ah ayaz gecelerde olur ne olursa
Sırtımda bir zıpkın yarası
Alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
İri gözlerimde keder
Kılıcımda hüzün
Satın beni satın beni
Rakı için
Halim Şefik Güzelson
Salı, Şubat 20, 2007
Balık Ağzı
Pazartesi, Şubat 19, 2007
Giderken
Bilerek mi yanına
almadın giderken
başının yastıkta
bıraktığı
çukuru
Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar
Beni senin gibi
bir de annem terketmişti
ki göbeğimde durur
onun yokluğundan
bana kalan
çukur
Sunay Akın
Cuma, Şubat 16, 2007
Çocuklarıma
Diyelim ıslık çalacaksın ıslık
Sen ıslık çalınca
Ne ıslık çalıyor diye şaşacak herkes
Kimse çalamamalı senin gibi güzel
Örneğin kıyıya çarpan dalgaları sayacaksın
Senden önce kimse saymamış olmalı
Senin saydığın gibi doğru ve güzel
Hem dalgaları hem saymasını severek
De ki sinek avlıyorsun sinek
En usta sinek avcısı olmalısın
Dünya sinek avcıları örgütünde yerin başta
Örgüt yoksa seninle başlamalı
Say ki hiçbir işin yok da düşünüyorsun
Düşün düşünebildiğince üç boyutlu
Amma da düşünüyor diye şaşsın dünya
Sanki senden önce düşünen hiç olmamış
Dalga mı geçiyorsun düşler mi kuruyorsun
Öyle sonsuz sınırsız düşler kur ki çocuğum
Düşlerini som somut görüp şaşsınlar
Böyle bir dalgacı daha dünyaya gelmedi desinler
Dünyada yapılmamış işler çoktur çocuğum
Derlerse ki bu işler bişeye yaramaz
De ki bütün işe yarayanlar
İşe yaramaz sanılanlardan çıkar
Cuma, Şubat 02, 2007
Akşam Gezintisi
Hapisten çıkmışın
Çıkar çıkmaz da
Gebe koymuşun karını
Takmışın koluna
Geziyorsun akşamüstü mahallede
Karnı burnunda hatunun
Nazlı nazlı taşıyor mukaddes yükünü
Sen saygılı ve kibirlisin
Hava serin
Üşümüş bebek elleri gibi
Bir serinlik
Avuçlarına alıp onu ısıtasın gelir
Mahallenin kedileri kasabın kapısında
Ve üst katta kıvırcık karısı
Yerleştirmiş pencerenin pervazına Memelerini akşamı seyrediyor
Alacaaydınlık tertemiz gökyüzü
Duruyor ortada çoban yıldızı
Bir bardak su gibi pırıl pırıl
Bu yıl uzunca sürdü pastırma yazı
Dut ağaçları sarardıysa da
İncirler hala yeşil
Mürettip Refikle sütçü yorginin
Ortanca kızı çıkmışlar akşam piyasasına
Parmakları birbirine dolanmış
Bakkal karabetin ışıkları yanmış
Affetmedi bu Ermeni vatandaş
Kürt dağlarında babasının kesilmesini
Fakat seviyor seni çünkü sende affetmedin
Bu karayı sürenleri Türk halkının alnına
Mahallenin veremlileri yataklara düşenler
Bakıyor camların arkasından
Çamaşırcı Huriyenin işsiz oğlu
Omuzlarında keder kahveye gidiyor
Ajans haberlerini okuyor
Radyosu Rahmi beylerin
Uzak Asya da bir memleket
Sarı ay yüzlü insanlar
Beyaz bir ejderha ile dövüşmekteler
Oraya gönderildi seninkilerden
Dört bin beş yüz tane memet
Kardeşlerini katletmeye
Kızarıyor yüzün öfkeden ve utançtan
Ve umumiyetle filan değil sırf sana ait
Ve eli kolu bağlı bir hüzün
Karını arkadan itip yere yuvarlamışlarda
Düşürmüş gibi çocuğunu
Yahut yene hapisteymişinde karakolda Yene dövülüyormuş gibi
Köylü jandarmalara köylüler
Ansızın bastırdı gece
Bitti akşam gezintisi
Bir polis Jipi saptı sizin sokağa
Karın fısıldadı
Bizim eve mi?
Nazım Hikmet
Çıkar çıkmaz da
Gebe koymuşun karını
Takmışın koluna
Geziyorsun akşamüstü mahallede
Karnı burnunda hatunun
Nazlı nazlı taşıyor mukaddes yükünü
Sen saygılı ve kibirlisin
Hava serin
Üşümüş bebek elleri gibi
Bir serinlik
Avuçlarına alıp onu ısıtasın gelir
Mahallenin kedileri kasabın kapısında
Ve üst katta kıvırcık karısı
Yerleştirmiş pencerenin pervazına Memelerini akşamı seyrediyor
Alacaaydınlık tertemiz gökyüzü
Duruyor ortada çoban yıldızı
Bir bardak su gibi pırıl pırıl
Bu yıl uzunca sürdü pastırma yazı
Dut ağaçları sarardıysa da
İncirler hala yeşil
Mürettip Refikle sütçü yorginin
Ortanca kızı çıkmışlar akşam piyasasına
Parmakları birbirine dolanmış
Bakkal karabetin ışıkları yanmış
Affetmedi bu Ermeni vatandaş
Kürt dağlarında babasının kesilmesini
Fakat seviyor seni çünkü sende affetmedin
Bu karayı sürenleri Türk halkının alnına
Mahallenin veremlileri yataklara düşenler
Bakıyor camların arkasından
Çamaşırcı Huriyenin işsiz oğlu
Omuzlarında keder kahveye gidiyor
Ajans haberlerini okuyor
Radyosu Rahmi beylerin
Uzak Asya da bir memleket
Sarı ay yüzlü insanlar
Beyaz bir ejderha ile dövüşmekteler
Oraya gönderildi seninkilerden
Dört bin beş yüz tane memet
Kardeşlerini katletmeye
Kızarıyor yüzün öfkeden ve utançtan
Ve umumiyetle filan değil sırf sana ait
Ve eli kolu bağlı bir hüzün
Karını arkadan itip yere yuvarlamışlarda
Düşürmüş gibi çocuğunu
Yahut yene hapisteymişinde karakolda Yene dövülüyormuş gibi
Köylü jandarmalara köylüler
Ansızın bastırdı gece
Bitti akşam gezintisi
Bir polis Jipi saptı sizin sokağa
Karın fısıldadı
Bizim eve mi?
Nazım Hikmet
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
